Şu sıralar yine; “ne yazsam?”, hangi konuya değinsem?” diye düşünüyorum…Amma velakin bir türlü karar veremiyorum... Fikren bir tutukluluk yaşamasam da, fikri yazıya dökmede bir müddet sıkıntı yaşayacağımız muhakkak ve kaçınılmaz bir gerçek… Lâkin; bizi sevenler üzülmesinler, kardeşleri bunu en kısa zamanda atlatacaktır. Bilgisayarın başına geçip bu yazıyı yazmamdaki en büyük sebep de zaten o bizi seven can’lardır… Bir kelimeden bile manevî kâr elde edebilirsek, bir nebze gönüllere yarar sağlayabilirsek ne mutlu bize.
Bu hâle neden “fikrî tutukluluk” demediğimi size izah etmeye çalışayım ve neden farklı bir çok konuda fikrî bir tutukluluk “yaşamamama” rağmen fikrimi aktaramadığıma… “Hani dışı seni, içi beni yakar” derler ya bizim Anadolu’da. Aynen de öyle bu bizim şahsî durum veya mesele.
“Partizan”, “faşizan” atışmalar ve tartışmalar, ekonomiyle alakalı mevzular, İslâm’a karşı açılmış bir gizli harb ve diyalogcu tayfanın adım adım İslâm’ın içine sızmak suretiyle imânları yakmaya yeltenen girişimleri, Millî ve manevî bir çok mevzu, Türkistan, Kerkük, Musul, Uygur, Karabağ… Gelen şehid, gazi haberlerine rağmen müthiş bir derin uyuyuşun devam etmesi!...
Ortadoğu, Uzakdoğu, Avrupa sahtekârlığı ve haçlı zihniyeti, Abd’nin demokratik teröristleri ve yandaşları, Gençlerin ve hatta ihtiyarların “internet” adlı sistemde sloganvarî nutuklara imza atmaları, sanal kabadayılar, nankör tiplemeler, baldırı çıplak ırzı kırıklar, nonoşlar, kokoşlar…
Korkaklar, haysiyetten nasipsizler, kalıptan kalıba giren bukelamundan aşağı varlıklar… Yalancının ve yalancılığın müthiş prim yaptığı, dürüstlüğün ve asil duruşun horlandığı dünya… Sevsinler!!! Dünyacılar, dünyevi heveslerine yenilen tiplemeler… Neyi savunduğunun farkında olmayan bilinçsiz karakter tiplemeleri.
Sövdüğünün dolmuşuna binen, onunla içli dışlı pozlar veren zırtapozlar!...
Ve sair, ve sair, ve sair...
Neyse, merama gelelim. Kısa da olsa bir analiz yapalım kendimize ve bizimle aynı durumda olan bazı arkadaşlara dair…
İşte böyle bir çok konu, insanların da kaygısız tavırları ortada dururken neden ara veriyormuşuz gibi bir durum görüntüsü var? Bunun sebebi nedir?
Uzun uzun düşündüğümüzde bunun en önemli sebeplerinden birisini; bir birikmişlik ve dolmuşluk hâli olarak görüyoruz. Ki bu hakikat karşımıza dimdik dikilip bizi rahatsız etmekte; sabr sınırlarımızı ciddi manada zorlamaktadır. Bir yanardağın patlaması gibi, etrafa lavlar saçması; çevresinde ne var ne yok yutması, ortadan kaldırması gibi bir duruma düşmemek adına; hülâsa “yıkıcı” değil, “yapıcı” olabilmek adına; bu sabr bize gerçekten gerekli olan bir kıymet.
İşte bu “birikmişlik”den çok daha sonra, konunun ve durumların farkında olunmasına rağmen yazılamama sebeplerinden birisi de konular arasında “öncelik” sıralaması yapamama sıkıntısıdır. Necip Fazıl’ın fikir çilesi tabirini iyi analiz etmek, bu çileden doğan işkenceyi iyi görebilmek, hissedebilmek lazım. Hepsi birbirinden mühim konular ve hepsi birer yara… Bizim değinmekle yükümlü olduğumuz yaralar; derin olmasa idi; öncelik sıralamasında bir sıkıntı yaşamazdık muhtemelen. Sanki; hepsi birbiriyle bir zaman önce yarışmış ve müsabakada hepsi aynı anda bitiş çizgisine vararak hakemleri şaşkına çevirmiş gibiler. Karar veremeyen hakem durumuna bizi de böylece sokmuş bulunuyorlar. Hepsi acil değinilmesi gereken mevzular…
Hakikat şu ki; bir fikrî işkenceyle mücadele halindeyiz… Vicdanî bir çok mesele beklerken, önceliklerimiz elbette birilerinden farklı olacaktır. Her Allah’ın günü kulun kula aşkı üzerine şiir yazacak, her Allah’ın günü kulun kula aşkı üzerine yazılar düzecek kabiliyette(!) elbette değiliz. Şiirdeki “Delî” mahlasımızın karşılığını da böylece verme gayreti ve azmindeyiz. Bu yüzden kınayanların kınamasına aldırmaksızın işimize bakmak, vasat tartışmalardan “mümkün mertebe” ırak durmak ciddiyetinde olmak zorundayız.Bu bir sorumluluk gereği ve şahsen vakit kaybına hiç tahammülüm yok ülkenin içinde bulunduğu şu zor dönemde... O yüzden şahsî vasat tartışmalara bizimle girmek isteyenler, dün olduğu gibi bir müddet sonra kendilerini kapının dışında ayakkabıları yola doğru çevirilmiş olarak bulacaklardır; bundan hiç şüpheleri olmasın.
İNŞAALLAH(ALLAH’IN İZNİYLE); DURUŞUMUZDAN TAVİZ VERMEKSİZİN, DÜN DEĞİNDİĞİMİZ GİBİ, BUGÜN DE VE YARIN DA “LAYLAYLOM” OLMAYAN KONULARA DEĞİNECEĞİZ!... AZ DAHA SABR!
Gayelerin gayesi; Allah’ın rızasını kazanma gayesine erişebilmek, ulaşabilmek dileklerimle; ülkü ve duayla kalın.
Serhat KAHRAMAN
18 Mayıs 2012










